
1918 yılı Ekim ayına gelindiğinde Osmanlı Devleti girmiş olduğu Birinci Dünya savaşında Ortadoğu’daki Yemen, Hicaz, Süveyş, Filistin-Suriye cephelerinde İngiliz ve Fransız ordularına yenilmiş ve Arap halkların işgalcilerle olan işbirliği ile karşılaşmıştı. Diğer taraftan Kafkas cephesinde 90 bin askerini kaybetmiş, müttefikleri Almanya ve Avusturya’yı desteklemek için gidilen Makedonya ve Galiçya’da binlerce kayıplar vermişti. Mondros anlaşmasıyla birlikte Anadolu’da yer yer işgaller başlamıştı.
Bu yıkım ve acı durumdan Alman yanlısı, İttihat ve Terakki Hükümeti sorumlu görülmüştü. Bu nedenle hükümetin önde gelenleri Enver Paşa’ya Talat Paşa’ya ve Cemal Paşa’ya en çok tepki, padişah Vahdettin ve çevresinden gelmişti. Bu üçlünün yargılanması söz konusu idi. Bu kişiler yargılanmamak için Almanya’ya gitmişlerdi.
Savaşın sonunda kurulan Divan-ı Harbi Örfi’de (Askeri Yüksek Mahkemede) savcı yardımcısı Feridun bey İttihat ve Terakki Partisini suçladığı iddianamesinde ‘’… işte 1855 ve 1877 tarihlerinde[1] İngiltere devleti Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü ve yüce bağımsızlığını iki önemli zarardan kurtarmış ve yüce Fransa devleti, Osmanlı Devletine küçük yaşımızdan beri işittiğimiz gibi sürekli borç para vererek bizim kuşaklarımızın karınlarını doyurmuş ve geçimlerini sağlamıştır. Bu iki devletin bilgin öğütleri ve uyarılarına bile iltifat etmeyerek, 36 bankadan yedi milyon lira borç bulamayan ve çok yıllardır dünyadaki eski ve değerli eserleri, birçok ülkeleri ve kentleri, bayındır bölgeleri yıkmak üzere çalışmış, Alman devletinin vahşi geçmişine ve talihine bağlandılar ve nihayet memleketimizi de bu felakete sürüklediler’’ [2] sözlerini söylemişti.
Osmanlı Devleti siyasi ve askeri yıkımın yanı sıra iktisadi alanda Fransız ve İngiliz sermaye çevrelerinden aldığı borçlar, kapitülasyonlar ve ödeyemediği devlet borçları için Duyunu Umumiye İdaresini kurulmasıyla yarı sömürge duruma düşmüştü.
İttihat ve Terakki Hükümeti yargılanırken savcının öne sürdüğü görüş, başta Padişah Vahdettin ve Damat Ferit hükümeti kadrolarında yaygın olan görüştü. Bu düşünce giderek İngiltere manda-himaye yönetimini isteyen süreci başlatmıştı. Bir kısım devlet adamları da ABD mandasını savunan görüşlere yönelmişti. Mandacılığın dışında tam bağımsızlık yolu ise Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarınca ortaya konmuştu.
İngiliz Muhipler Cemiyeti ve Wilson Prensipleri Cemiyeti gibi mandacılar, tam bağımsızlığa karşı çıkarken, İngiltere, Fransa ve İtalya gizli sömürgeci paylaşım planlarını uygulamak için işgallerini sürdürüyorlardı. Bu işgale Paris Konferansında alınan kararla Yunanistan da katılmış






♧ Yorumlar (0)
✎ Yorum Yaz
Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.